Fransa’nın Ermeni kararı üzerine TV programı
Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, TV8′de Fransa’nın Ermeni soykırımı inkar edene ceza öngören yasa üzerine sorulan soruları cevapladı.
1. Bölüm:
2. Bölüm:
MHP’li Şandır tüm Bakanlara, Kamu binalarının depreme karşı “güçlendirme” çalışmalarını sordu
BASIN DUYURUSU
MHP’li Şandır tüm Bakanlara, Kamu binalarının depreme karşı “güçlendirme” çalışmalarını sordu
Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, 4 Başbakan Yardımcısı ve 21 Bakana ayrı ayrı “17 Ağustos 1999 depreminden sonra çıkan kanun ve yönetmeliklere göre Bakanlığınıza bağlı merkez ve taşra teşkilatınızın bulunduğu binalarının ne kadarının depreme karşı “güçlendirmesi” yapılmıştır?” şeklinde soru sordu.
Şandır, TBMM Başkanlığına sunduğu yazılı soru önergesinde; Türkiye’nin deprem riski açısından dünyanın önde gelen ülkelerinden olduğuna vurgu yaparak, Türkiye’de depremlerin daha çok Kuzey Anadolu Deprem Bölgesi boyunca gerçekleştiğini ve 1924′ten bu yana, büyük ölçekli 47 depremden 24′ünün bu fay kuşağında görüldüğünü ifade etti.
Şandır, soru önergesinde şu hususlara yer verdi:
“Bazı büyük şehirlerimizin I. Derece deprem bölgeleri üzerinde kuruldukları, nüfusumuzun yarıdan fazlasının bu sahalarda yaşadığı bir gerçektir.
Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsünün verilerine göre ülkemizde ortalama olarak yılda bir kere 6 ile 6,9 büyüklükleri arasında deprem meydana gelmektedir.
2011 yılı sonlarında Van ili ve çevresinde kısa aralıklarla yaşanan deprem, geçmişte yaşanan acı olaylardan hala ders alınmadığını göstermiştir.”
Mehmet Şandır, soru önergesini tüm Bakanlara ayrı ayrı sorma gerekçesini de şu şekilde açıkladı:
“Van’da meydana gelen depremde kamu binalarının depreme dayanıklılığı konusundaki güçlendirme çalışmaları üzerine 27 Ekim 2011 tarihli ve 7/945 esas numaralı yazılı soru önergeme Çevre ve Şehircilik Bakanı Sayın Erdoğan Bayraktar tarafından verilen cevapta, ‘… diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca yürütülen güçlendirme çalışmaları hakkında da ilgili kamu kurum ve kuruluşlarından bilgi alınması uygun olacaktır’ denmektedir.”
Soru Önergesi Metni:
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
Aşağıdaki sorularımın …. Sayın …… tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.
Mehmet ŞANDIR
Mersin Milletvekili
Türkiye, deprem riski açısından dünyanın önde gelen ülkelerindendir. Ülkemiz, Alp deprem kuşağının üzerinde yer almaktadır. Kuzey Anadolu Fay kuşağı, bu tektonik kuşak üzerinde çok etkin bir bölge olarak uzanmaktadır.
Türkiye, tektonik özellikler açısından Kuzey Anadolu Fay Kuşağı ve Doğu Anadolu Fay Kuşağı olmak üzere başlıca iki ana fay kuşağına ayrılır. Türkiye’de depremler daha çok Kuzey Anadolu Deprem Bölgesi boyunca gerçekleşmektedir. 1924′ten bu yana, büyük ölçekli 47 depremden 24′ü bu fay kuşağında görülmüştür.
Bazı büyük şehirlerimizin I. Derece deprem bölgeleri üzerinde kuruldukları, nüfusumuzun yarıdan fazlasının bu sahalarda yaşadığı bir gerçektir.
Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsünün verilerine göre ülkemizde ortalama olarak yılda bir kere 6 ile 6,9 büyüklükleri arasında deprem meydana gelmektedir.
2011 yılı sonlarında Van ili ve çevresinde kısa aralıklarla yaşanan deprem, geçmişte yaşanan acı olaylardan hala ders alınmadığını göstermiştir.
Van’da meydana gelen depremde kamu binalarının depreme dayanıklılığı konusundaki güçlendirme çalışmaları üzerine 27 Ekim 2011 tarihli ve 7/945 esas numaralı yazılı soru önergeme Çevre ve Şehircilik Bakanı Sayın Erdoğan Bayraktar tarafından verilen cevapta, “… diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca yürütülen güçlendirme çalışmaları hakkında da ilgili kamu kurum ve kuruluşlarından bilgi alınması uygun olacaktır” denmektedir.
Soru: 17 Ağustos 1999 depreminden sonra çıkan kanun ve yönetmeliklere göre Bakanlığınıza bağlı merkez ve taşra teşkilatınızın bulunduğu binalarının ne kadarının depreme karşı “güçlendirmesi” yapılmıştır?
MHP’li Şandır “Kuruş’a sahip çıktı
BASIN DUYURUSU
MHP’li Şandır “Kuruş’a sahip çıktı.
Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan tarafından cevaplanması istemiyle TBMM Başkanlığına, tedavülde bulunmayan “1 kuruşluk madeni para”ların bir süre kullanıldıktan sonra artık piyasada görülmemesi ile ilgili yazılı soru önergesi verdi.
Şandır soru önergesinde, 2005 yılında paramızdan 6 sıfırın atılmasıyla birlikte tedavüle giren 1 kuruşluk madeni para bir süre kullanıma girdikten sonra artık piyasada görünmez olduğunu, özellikle marketlerde küsuratlı fiyatlarda 5 kuruşa kadar olan para üstlerinin verilmediğini, miktarı küçük görülse de biriktiğinde büyük miktarlara ulaşan haksız ve vergisiz kazançlara sebep olduğunu vurguladı.
“Son günlerde, ‘1 kuruşun hurda değerinin 1.92 lira olduğu, kuruşların piyasaya çıkınca hemen toplandığı, eritildiğinde yüzde 80 oranında rant sağlandığı’ şeklinde medyada haberler çıkmaktadır” şeklindeki ifadeye de soru önergesinde yer veren Şandır şu soruların cevaplandırılmasını istedi:
- 1 kuruşluk madeni paranın basımı ve tedavülü devam ediyor mu?
- 1 kuruşluk madeni paranın 2005 yılındaki maliyeti ne kadardı? Günümüzdeki maliyeti ne kadardır?
- Medyadaki haberler doğruysa, tedavüle çıkan 1 kuruşları toplayanlar hakkında bir araştırma, takibat ya da inceleme yapılmış mıdır?
- 1 kuruşluk madeni para pratikte olmamasına rağmen teoride tedavülde olması gerekiyorsa, habere konu edildiği şekliyle haksız kazanç elde edilmesinin önüne geçecek hangi tedbirleri almayı düşünüyorsunuz?
Soru Önergesi Metni:
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
Aşağıdaki sorularımın Başbakan Yardımcısı Sayın Ali BABACAN tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını müsaadelerinizi arz ederim.
Mehmet ŞANDIR
Mersin Milletvekili
2005 yılında paramızdan 6 sıfırın atılmasıyla birlikte tedavüle giren 1 kuruşluk madeni para bir süre kullanıma girdikten sonra artık piyasada görünmez oldu.
Bunun üzerine özellikle marketlerde küsuratlı fiyatlarda 5 kuruşa kadar olan para üstleri verilmez oldu. Miktarı küçük görülse de biriktiğinde büyük miktarlara ulaşan haksız ve vergisiz kazançlara sebep olmaktadır.
Son günlerde, “1 kuruşun hurda değerinin 1.92 lira olduğu, kuruşların piyasaya çıkınca hemen toplandığı, eritildiğinde yüzde 80 oranında rant sağlandığı” şeklinde medyada haberler çıkmaktadır.
- 1 kuruşluk madeni paranın basımı ve tedavülü devam ediyor mu?
- 1 kuruşluk madeni paranın 2005 yılındaki maliyeti ne kadardı? Günümüzdeki maliyeti ne kadardır?
- Medyadaki haberler doğruysa, tedavüle çıkan 1 kuruşları toplayanlar hakkında bir araştırma, takibat ya da inceleme yapılmış mıdır?
- 1 kuruşluk madeni para pratikte olmamasına rağmen teoride tedavülde olması gerekiyorsa, habere konu edildiği şekliyle haksız kazanç elde edilmesinin önüne geçecek hangi tedbirleri almayı düşünüyorsunuz?
2012 Yılı Bütçesi üzerindeki konuşma
Çok Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek için söz aldım. Öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Ancak, sözlerime başlamadan önce, bugün ülkemizin ve milletimizin önünde çok önemli bir konu olan Fransa’daki hadise üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin duygularını, düşüncelerini de ifade etmekle başlayacağım.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu ve camiası olarak, Türk milletini soykırım yapmakla, katliam yapmakla suçlamak cüretine kalkan bazı gafiller, özellikle ve başta soykırım yapmayı suç sayan bir kanun teklifini, tasarısını Fransız Parlamentosuna sunan Fransa Hükûmetini ve bunu gündemine alan Fransız Parlamentosunu şiddetle, nefretle kınıyoruz. Fransız parlamenterlerin bu yanlışlıktan geri döneceğini ümit etmek istiyorum ama yanlışlıkta ısrar ederlerse biz, bunu bir düşmanlık olarak kabul edeceğimizi ve Türk milletinin dostluğuna herkesin ihtiyacı olduğunu tekrar hatırlatmak ihtiyacını duyuyoruz. Bu bir millî konu, bu bir millî dava, bu davada tüm milletimiz başta Milliyetçi Hareket Partisi camiası olarak ne yapılması gerekiyorsa, onu yapmak noktasında siyasi iktidardan da gereken tavrı beklediğimizi ifade ediyorum.
Değerli milletvekilleri, buraya çıkarken bir diğer acı haber, bir önemli bir haber daha ulaştı: Diyarbakır’da maalesef müessif bir kaza olmuş, 24 tane vatandaşımız bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Hakk’ın rahmetine kavuşan bu vatandaşlarımıza yüce Allah’tan rahmet diliyorum, ailelerine, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun.
Değerli milletvekilleri, bütçe konusunda konuşmaya başlamadan önce, öncelikle, bu bütçenin -işte son konuşmalarını yaptığımız şu gününde- hazırlanmasında emeği geçen tüm bürokratlara, bakanlık bürokratlarına, siyasilere, bu bütçenin Komisyonda ve Genel Kurulda bu noktaya gelmesine katkı veren tüm milletvekillerine, başta grubumuz mensubu sayın milletvekillerimize, arkadaşlarıma ve bizim bu çalışmalarımıza gece gündüz demeden katkı veren Meclis personeline huzurlarınızda öncelikle teşekkür ediyorum.
Şunu bir daha ifade ediyorum: Bütçe çalışmaları Türkiye Büyük Millet Meclisi ve siyaset kurumu için önemli ve değerli bir faaliyettir. Bunu yapabilmiş olmamızın, bu Meclisin açık olmasının, demokrasimizin işlemiş olmasının değerini ve kıymetini bilmek durumundayız. Bunu önemsiyoruz ve bunun için demokrasimizin, Meclisimizin kıymetini bir daha ifade ediyorum. Bundan sonra sorumluluk siyasi iktidarındır, artık, bu bütçenin uygulanması ve sonuçlarının hesabını Sayın Hükûmet vermek durumundadır.
Değerli milletvekilleri, -sizler de biliyorsunuz, birçok defa tekrarlandı- bütçe görüşmeleri aslında ülke gündemi üzerinde bir genel görüşmedir, burada yapılan müzakereler de çok değerli birer siyaset belgesidir. Biz bu bütçe konuşmalarında, bütçe müzakerelerinde millete ait olan kaynakların nasıl kullanılacağını, nasıl kullanıldığını burada birlikte değerlendiriyoruz. Bütçe görüşmelerinde, toplum, kendi kaynaklarının kullanılmasını, milletvekilleri, muhalefet milletvekilleri tarafından denetlenmesini birlikte izlemektedir. Değerli milletvekilleri, buna “bütçe hakkı” deniyor; bütçe hakkı, toplumların demokratik gelişmişliklerinin en önemli ölçüsüdür. Eğer bir toplum, milletvekilleri, Parlamentosu vasıtasıyla kaynaklarının nasıl kullanıldığını sorgulayabiliyorsa demokratik olgunluğa erişti demektir. Biz, bu anlamda, bütçe müzakerelerini çok değerli buluyoruz. Bütçe görüşmelerinde, aslında…
BAŞKAN – Sayın Şandır, bir dakikanızı rica edebilir miyim.
Değerli milletvekilleri, konuşmaları dikkatle takip edebilmemiz bakımından bu uğultunun kesilmesi lazım. Ayakta konuşan arkadaşlarımız konuşma ihtiyacını duyuyorsa bu ihtiyaçlarını kulislerde gidermelerini hassaten rica ediyorum.
Buyurun Sayın Şandır.
MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bütçe görüşmelerinde siyasi partiler ülke ve millet için gelecek öngörülerini, ülke için tehdit algılamalarını, tedbir ve yatırım önceliklerini bu müzakerelerde ifade ederler. Aslında, bütçe görüşmeleri siyasi partilerin misyon ve vizyon sahnesidir ve bu sahnenin seyircisi de Türk milletidir, büyük milletimizdir.
Bütçe görüşmelerinde, aslında, iktidar, icraatının hesabını verebilmek imkânına sahip oluyor değerlendirebilirse; kesin hesap kanunuyla da aslında kendini ibra ediyor, çok değerli, çok önemli bir imkân. Muhalefet milletvekilleri için, muhalefet partileri için de bu konu, millet adına denetim görevini yapabilecekleri bir alan olarak değerlendirilmelidir. Ayrıca, muhalefet milletvekilleri, muhalefet partileri iktidar projelerini de bütçe görüşmelerinde topluma sunabilmek imkânlarına sahip olurlar.
Değerli milletvekilleri, biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bütçe görüşmelerini bu anlam ve kapsamda değerlendirdik ve bu konuda milletvekillerimiz çok sayıda soru sordu, çok sayıda konuşmalarında önerilerde bulundu. Her bütçe müzakereleri sonrasında, bizim grubumuz bu türde çalışmalar yaparak Hükûmete bu görüşmelerde sunulan projeleri, önermeleri böyle kitap hâline getiriyoruz ama bugüne kadar, 10’uncu bütçesini görüştüğümüz AKP İktidarı muhalefetin bu türlü önermelerine ihtiyaç duymadı, değerlendirmeye de almadı maalesef. İnanıyorum ki birazdan Sayın Canikli çıkacak “Ne öneriyorsunuz yani? Hep tenkit ediyorsunuz.” diyecek ama her defasında biz bunu söylüyoruz.
Burada, her bütçe sonrasında, Milliyetçi Hareket Partisi milletvekillerinin proje önerileri böyle kitaplar hâlinde raflarda beklemektedir.
Aslında, bütçe müzakerelerinin bu kapsamda yapılması gerekirken siyasi iktidarı, iktidar partisi grubunu bu yaklaşım içerisinde bir türlü göremedik. Her aralık ayında aynı nakarat, aynı şeyleri dinliyoruz. Yine rakamlara takla attırıyorsunuz, muhalefeti suçluyorsunuz, övünüyorsunuz, ilgisizlik, tahammülsüzlük. Sözde birleşim yapıyoruz, müzakere ediyoruz ve ülke kaynaklarının nasıl kullanıldığını, kullanılacağını müzakere ediyoruz ama ilgisizlik buranın temel karakteristiği oldu. Vizyonu olmayan konuşmalar ve ne yazık ki bu defa dozu artan, Başbakana methiyeler. Yani buna Sayın Başbakanın ihtiyacı yok sayın iktidar partisi grubu milletvekilleri ama burada her defasında her çıkan konuşmacınızın temel konuşma karakteristiği bu, geçmişi suçlamalar ve Sayın Başbakana methiyeler. Ne yazık ki üzülerek söylüyorum, bütçe görüşmeleri -bir anayasal zorunluluk- bir şekil şartının yerine getirilmesinin ötesine geçemiyor hâlbuki, başta da arz ettiğim gibi, çok değerli bir fırsat ve imkândır.
Değerli milletvekilleri, öncelikle her defasında olduğu gibi, şunu tekrar ifade edeyim: Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu millete, bu ülkeye bir gram hizmeti dokunan kim varsa ona şükranlarımızı sunuyoruz, hangi iktidar varsa ama biz bu milleti her şeyin en güzeline, en çoğuna layık görüyoruz, azla yetinmemizi beklemeyin. Bu sebepten dolayı bu bütçeyi yeterli bulmuyoruz, yaptığınız savunmayı yeterli bulmuyoruz, politikalarınızı bu anlamda tenkit ediyoruz ve bir şey daha söylüyoruz size, iktidarlar övünmemeli. İktidarlar milletten aldıkları yetkiyle millete verdikleri sözü, görevlerini yerine getiriyorlar. Buraya çıkıp da “Şunu yaptık, bunu yaptık.” diyerek milletin başına kakmaya hakkınız yok, bu yanlış ve bunu o kadar rahatsız edici bir üslupla yapıyorsunuz ki her defasında konuşuyoruz, bu sizde bir gelenek hâline geldi. Aslında, her defasında yine söylüyoruz, diyoruz ki: Siz bu ülkeyi, bu milleti nerede görmek istiyorsanız orayla mukayese ederek bugünü mukayese ediniz, bugünü konuşunuz. Geriye bakarak 2002’nin rakamlarıyla teraziye çıkmak yakışmıyor. Bu sebeple biz, bu müzakereleri iktidar açısından kaybedilmiş bir fırsat olarak görüyoruz. Aslında, bu karakterinizi sorgulamak da gerekiyor. Bütün ısrarımıza rağmen, onuncu yıla girdik, dokuz yıl sonra, yine aynı bakanıyla, Sayın Başbakanıyla, konuşmacılarıyla, ısrarla 2002’ye endeksli bugünü değerlendirmek, geleceği öngörmek saplantısından kurtulamadınız. Bu neyin kompleksi? Hangi kompleksin dışa vurumu? Bunu gerçekten anlamakta zorlanıyoruz. Nedir yani? Bir vicdan azabı mıdır? Görevi başaramamış olmanın suçluluğunun dışa vurumu mudur?
Değerli milletvekilleri, her ne ise bunu biz sağlıklı bir ruh hâli, sağlıklı bir siyaset anlayışı olarak değerlendirmiyoruz yani bu sözlerimi ağır bulabilirsiniz ama sayın bakanlar burada, şahıslarını ilzam etmiyorum ama bir sayın bakan çıktı burada, hepinizin gözünün içine baka baka, 2002 öncesini “zulüm dönemi” olarak niteledi. Var mı böyle bir hak değerli arkadaşlar? Zulüm dönemi yani bu ülkede ne yapıldıysa sizin dönenimizde yapıldı, geçmişte hiç iyi bir şey yapılmadı. Bu, sağlıklı bir ruh hâli değil. Bunun size de faydası yok, ülkeye de faydası yok.
Yine söylüyoruz, artık, kendinizi kendinizle mukayese ediniz, dokuzuncu yılını doldurdu iktidarınız. Kendinizi OECD’yle mukayese ediniz, kendinizi üyesi olmak için çırpındığınız Avrupa Birliğiyle mukayese ediniz, Amerika Birleşik Devletleri’yle mukayese ediniz. Yani buna gücünüz mü yetmiyor, buna ufkunuz mu yetmiyor ya da başaramamış, becerememiş olmanın acziyle burada geçmişi suçlayarak kendinizi millete mi anlatmaya çalışıyorsunuz, bunu anlamak mümkün değil.
Aslında bir soru sordum ben daha önce, gene soruyorum: İktidarınız dokuz yılını doldurdu. 2002’de var olup da bugün unuttuğumuz bir sorun var mı değerli arkadaşlar? Hangi sorun çözüme kavuştu? Hangi sorun? İşte, biraz önce, yani güpegündüz, Diyarbakır yolunda, Diyarbakır Batman arasında bir trafik kazası oluyor, 24 vatandaşımız hayatını kaybediyor. Neyin övünmesindesiniz?
Hükûmeti suçlamak meselesi değil, bir sonucu ifade etmek açısından söylüyorum. Burada övünmek için sebep yok. Dün hangi sorun varsa bugün de var.
Değerli milletvekilleri, yine söylüyorum: Dokuz yılın sonunda -elinizi vicdanınıza koyun, bizi milletimiz izliyor- insanımızın hayatında iyiden yana, güzelden yana ne değişti? Değişikliği…
SONER AKSOY (Kütahya) – Her şey değişti, her şey!
MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Her defasında Soner Bey böyle söyler. Ama bu değişikliği yeterli buluyor musunuz? Siz milleti bununla avunmaya mecbur mu tutuyorsunuz?
Bakın, sayın milletvekilleri, dokuz yıl sonra ulaştığınız üç sonuç var, Sayın Hükûmet de burada. Birincisi, biraz önce Sayın Münir Kutluata çok teknik, güzel hazırlanmış bir konuşmayla ekonomideki durumu size anlattı. Bir sonuç olarak söylüyorum: Dokuz yılın sonunda Türkiye’yi üretimden çıkardınız, artık Türkiye üretmiyor. Hiç gevelemeyin, Türkiye üretmiyor. Artık üreten ve istihdam yaratan bir ekonomiden borçlanarak tüketen bir ülkeye dönüştük. Rakamları biraz önce söylendi.
İki: Uyguladığınız açılım politikalarıyla bu ülkenin, bu milletin kardeşliğini parçaladınız, birliğini parçaladınız. Bugün bu ülkede Sayın Başbakanın bile şikâyet ettiği gelişmeler yaşanıyorsa bunun sorumlusu, müsebbibi sizlersiniz.
Üçüncüsü de maalesef, cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana ilk defa komşularımızla bir savaşın eşiğine geldik. Üç sonucunuz var. Bu sonucun bu millete ve bu ülkeye çok büyük maliyetleri olacağı kanaatindeyiz.
Benim dostça bir uyarımı, bir üzüntümü de sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu üç sonuçtan öte bir sonucunuz daha var. Kendinize isim olarak aldığınız, kendinizi tanımladığınız, milletimizin çok önemli değerleri olan muhafazakârlık ve demokratlığın da içini boşalttınız. Tüm sonuçlardan daha tehlikeli bir şey.
Değerli milletvekilleri, üzülerek söylüyorum, inancımızda tanımlanan veya sizin başlangıcınızda yaşadığınız muhafazakâr duyarlılıkla bugününüzü mukayese edebilir misiniz? Bu konuda ölçümüz, önderimiz Hazreti Peygamber’in hayatı değil mi? İktidar gücüyle saltanata dönüşen zenginliğinizi nasıl izah edeceksiniz? Üzüntü verici bir sonuç.
İki: Demokratlık. Her gün gazetecilerin tutuklandığı bir ülkede demokrat olmaktan bahsedilebilinir mi?
Bir başka şey: Siz milletin iradesiyle iktidar olduğunuzla övünüyorsunuz ve her defasında milletin iradesini buraya getirerek diyorsunuz ki: “Aldığın oy kadar konuş.” Ama milletin iradesiyle seçilmiş milletvekillerini hâlâ tutuklu tutuyorsunuz ve bu konuda parmağınızı oynatmıyorsunuz. Bunun neresi demokratlık? (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)
Değerli milletvekilleri, Sayın Hükûmete buradan soruyorum, sayın bakanlara: “Büyüdük.” diyorsunuz, “10 bin dolar oldu fert başına millî gelirimiz.” diyorsunuz ama işsizliği bitiremediniz; hâlâ üniversite mezunu gençlerimizin işsizlik oranı yüzde 20’ler dolayında. Toplumun, özel sektörün tasarruf oranı 1/3 oranında düştü. Hani “Büyüdük, zenginleştik.” diyordunuz? Gayrisafi millî hasılasının yüzde 18,6’sıydı, şimdi 13’lere düştü. Zenginleşsek biraz tasarrufumuz olmaz mıydı? Nerede bu büyüme? Hane halkının gelirleri 2,5 kat artarken borçları 14,2 kat; 14,2 misli artmış. Nerede bu büyüme değerli arkadaşlar?
Varlıklarımız yabancıların eline geçti; TÜPRAŞ’ı, PETKİM’i, Petrol Ofisini, Telekom’u, bankaları, sigortaları… Birçok şirket yabancının mülkiyetine geçti. Yeni bir PETKİM kurabildiniz mi? Yeni bir TÜPRAŞ kurabildiniz mi? Nerede bu büyüme? Kim büyüdü Türkiye’de? Bugün ülkemizde yaklaşık çalışabilir durumda olup da çalışamayan, iş bulmaktan ümidini kesmiş insanlarımız dâhil 4,5 milyon insan işsiz. 5 milyon insan asgari ücretle çalışıyor. 9,5 milyon insan yeşil kart sahibi. 10 milyon emekli, 20 milyon köylü, 2 milyon memur açlık değilse bile yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Bunun büyüme neresinde? Olana şükredelim, bu millete hizmet edene teşekkür edelim ama burada gelip de milletin gözünün içine baka baka övünmenizin anlamı yok.
Değerli arkadaşlar -daha dün yayınlandı- nüfusumuzun yüzde 10’u millî gelirin yüzde 2,1’ini alıyor, yine nüfusumuzun diğer yüzde 10’u millî gelirin yüzde 32,2’sini alıyor, tam 12 kat fark var. Sefaletle safahat, ateşle barut misali yan yana yaşıyor. Allah korusun bu nereye kadar böyle devam edecek?
Bir başka şey -Sayın Bakan buradaysa kusura bakmasın- 134 milyar dolar ihracat yapmakla övünüyorsunuz ama Sayın Cumhurbaşkanı buraya geldi dedi ki: “1 dolarlık ihracatın içerisinde 82 sent ithalat var.” Siz 18 sentle Türkiye’yi büyüttüğünüzü nasıl söylüyorsunuz yani? Siz kendinizi akıllı, milleti aptal mı zannediyorsunuz? (MHP sıralarından alkışlar) 18 sentle neremiz büyüyor değerli arkadaşlar? Kaldı ki bu 18 sentin ne kadarı kâr olarak bu topluma, istihdam olarak bu topluma yansıyor o da bir ayrı hesap.
Değerli arkadaşlar, Sağlık Bakanlığının bir Ruh Sağlığı Eylem Planı yayınlandı, sizin Hükûmetinizin -Sayın Bakan burada zannediyorum- deniliyor ki: Türkiye’de nüfusun yüzde 18’i yaşam boyu bir ruhsal rahatsızlık geçiriyor. Toplum cinnet geçiriyor.”
“2002” diyorsunuz, 2002’deki hapishanedeki tutuklu hükümlü sayısının tam 2 katına çıktınız, daha fazla 120 bini geçtiniz. İcra dairelerindeki dosya sayısı 15 milyon adedi geçti.
Değerli arkadaşlar, iyi değilsiniz, iyi değilsiniz. İkinci sonucunuz, milletin birliğini bozdunuz. Süre gerçekten az ama bu konuya dokunmasak olmaz.
Değerli arkadaşlar, çok kötü durumda olabiliriz, uygulanan ekonomik politikalarla yoksul olabiliriz, düşebiliriz ama birliğimizi koruyabilirsek düştüğümüz yerden tekrar kalkarız ama bugün başlattığınız açılım politikalarıyla, demin de ifade ettiğim gibi, Sayın Başbakanın ifadesiyle, bugün ülkede paralel devlet yapılanmasına ulaştınız.
Sayın Başbakan diyor ki: “Türkiye’de bir grup, Türkiye Cumhuriyeti devletinin dışında, toplum içinde bir paralel devlet yapılanması kuruyor.” Rüzgâr ektiniz, fırtına biçiyorsunuz. Çok ekonomik sıkıntılarımız olabilir, dış politikada sıkıntılarımız olabilir ama milletimizin birliğini parçalarsak ayağa kalkamayız. Bu sizin eseriniz.
Sayın Başbakan “Kürt kimliğini tanıyorum.” diyerek bu toplumun içerisinden yeni bir siyasi kimlik oluşturdu. Bu milletin oylarıyla iktidar olmuş, Başbakan olmuş bir siyasi kimliğin kalkıp “Türk milleti kimliğinin dışında bir başka kimliği tanıyorum.” demesi, inanın değerli arkadaşlar, üzüntüyle ifade ediyorum, gaflet ötesi bir davranıştır. Şimdi, o kimliğini tanıdığınız, “Dağdan inin, gelin siyaset yapın.” diye davet ettikleriniz işte bugün ülke içerisinde paralel devlet yapılanmasına ulaştılar. Ne yapacaksınız? Biz, size ısrarla söyledik bu yolun yanlış olduğunu, sürekli uyardık.
Sayın Genel Başkanımız 2004’ün 15 Haziranında bir bildiri yayınladı, dedi ki: “Bu gidiş iyi değil, bu gidiş kardeş kavgasına sebep olur, gelin sorumluluk duygusu içerisinde, sağduyulu davranın, bu bölücülük akımını durdurun.” Ama bizi o zaman suçladınız. Yetmedi “Alt kimlik, üst kimlik” diye “Türkiyelilik kimliği” diye kimliğimizi sorguladınız. Yani bir insanın aidiyetini, mensubiyetini, kimliğini elinden alırsanız dalından kopmuş yaprak gibi… Kimliğini sorguladınız. Sonuçta bugün bu ülkede bir başka kimliğin asabiyyetinde ayrı devlet kurmak iddiasında terörün silahlı olanıyla mücadele edersiniz sizin müsaadeniz doğrultusunda siyasi bölücülük bugün devlet kurmak aşamasına geldi. Bu sizin eseriniz arkadaşlar. Bu ülkeye yapılabilecek en büyük yanlışlık budur. İhanet demiyorum ama bunu düzeltemezsek yani kardeş olmuş, bin yıldır beraber yaşayan, kanı birbirine karışmış insanları farklılıkların üzerinden kimlikleştirerek milletleştirirseniz onun egemenlik hakkını vermek mecburiyetinde kalırsınız. Bunun adı bölücülüktür. Bu ülkeyi böyle parçalarsanız. Dünyanın her bölgesinde, tarihin her döneminde coğrafyalar böyle parçalanmıştır. Bu sizin eseriniz değerli arkadaşlar.
Değerli milletvekilleri, bölücü terörün siyasi kanadını da silahlı kanadını da şiddetle kınıyoruz, tenkit ediyoruz. Hiç kimsenin böyle bir hakkı yok. Ülkemizin ve milletimizin çok sorunu olabilir ama bu sorunları bir etnik kimliği özne yaparak tartışırsak ne çözüm buluruz ne bulduğumuz çözüm bu milletin birliğini artırır. Ayrışırız, parçalanırız. Ülkemizin demokrasi sorunu var, yönetim sorun var, yargı sorunuz var, çok sorunu var ama bu sorun Türkiye’nin. Bu sorunları çözmek için biz birliğimizi muhafaza ederek o birliğin gücünde ortak aklı üreterek çözüm üretmek mecburiyetindeyiz. Bu sebeple ben ilgililerine, bazı arkadaşlarımıza Milliyetçi Hareket Partisi olarak şu hususları ifade etmek istiyorum: Türkiye’de insan hakları ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir demokrasinin yerleşmesi ve gelişmesi gerçekten arzu ediliyorsa ve sorunların çözümü burada görülüyorsa artık bazı şeylerin iyi ayırt edilerek yerli yerine konulması gerekir. Öncelikle, sorumluluk sahibi bütün siyasi çevrelerin ve aydınların, demokrasiyi sadece kendi açılarından tanımlayıp yorumlama alışkanlığından, kendi çıkarlarının ya da ideallerinin hayata geçirilmesinin bir aracı olarak görme saplantısından vazgeçmeleri gerekmektedir. Sürekli kültürel ve etnik farklılıklara vurgu yaparak bunları derinleştirmekle ve hatta kurumlaştırmakla, çalışmakla demokrasi yerleşemez. Sonuçta ortaya, sadece ve sadece daha çok çatışma, farklılaşma ve ayrışma çıkar. Demokrasi, birey, aile, toplum ve devlet arasındaki ilişkilerin, temel hak ve özgürlüklerden başlayarak hukuk devletini yaratacak bir şekilde biçimlendirildiği bir siyasi sistemdir.
Demokratik değerler, hak ve özgürlük sahibi bireylerden oluşan yurttaşların, bu hak ve özgürlüklerinin meşru kaynağını oluşturduğu gibi, yurttaşların devlet karşısındaki sorumluluğunu da tayin eder. Demokratik devlet yapısı bu özelliklere dayalı olmak durumundadır yani etnik alt kimlik, etnisite veya mezhep esasında bir dayatma yapılamaz. Bunlar insanların kendi özelleridir, saygıya değerdir ama bunları dayatarak ne demokratik sistemi ne toplumu ne devleti şekillendiremeyiz. Buna niyetlenen insanların yaptığı bölücülüktür.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, insan haklarına dayalı demokratik cumhuriyet ve devletimizin kuruluş hukukunu, sosyal hukuk devleti ilkelerini, resmî dil ve bayrağın tartışılmazlığını, din ve vicdan hürriyetinin garantörü anlamında bir laik devlet anlayışını, üniter devlet yapısını, sınırlarımızın tartışılmazlığını ve her türlü teröre karşı çıkmak mecburiyetini hepimizin ortak sorumluluk paydası olarak görüyoruz. Burada siyaset yapan aydın olmak sorumluluğunda. Bu ülkenin ekmeğini yiyen, suyunu içen herkesin bu ortak paydada hareket etmesi gerekiyor. Ben, bu anlamda, Sayın Hasip Kaplan’ın, Başbakanın üzerinden “Botan halkı önünde diz çökeceksin.” yaklaşımını çok yanlış buluyorum, asla kabul edilmez buluyorum. Bu millet kimsenin önünde diz çökmemiştir arkadaşlar, böyle bir hak yok. (MHP sıralarından alkışlar) Bunun adı kardeşlik değil, bunun adı demokrasi değil, bu resme düşmanlıktır, bu düşmanlığın da kimseye faydası yoktur. Buna kimse niyetlenmesin.
Değerli arkadaşlar, süre çok az kaldı ama üçüncü konu da dış politikadaki yanlışınızdır. Değerli arkadaşlar, bugün geldiğimiz nokta itibarıyla dış politikada ülkemiz savaşa en yakın durumdadır. Geri dönüşü mümkün olabilecek mi? İsrail karşısındaki tavrınızdan geri dönüşünüz onurumuza dokunmuştur.
Suriye karşısında gösterdiğiniz kesin tavrın dönüşünü nasıl yapacaksınız bilmiyorum ama yaptığınız yanlış, Türkiye’ye yakışmaz. Bu cumhuriyet doksan yıldan bu yana savaşmayarak bu noktaya geldi; yumuşak güç, yumuşak enerji olarak hem kendini geliştirdi hem komşularına, komşularının dönüşümüne destek verdi. Bugün ne oldu da dost, kardeş Suriye’yle böyle düşman noktasına geldik? Libya’da yaşananları biliyoruz, Irak’ta yaşanan, Afganistan’da yaşananları biliyoruz. Tüm bu yaşananlardan sonra şimdi Büyük Orta Doğu Projesi kapsamında Suriye’ye yapılacak bir müdahaleye taşeronluk yapmak Türkiye’ye ve Türk milletine yakışmaz.
Ben buradan Sayın Dışişleri Bakanı veya Sayın Hükûmeti, buradan, bunu fırsat bilerek bir açıklama yapmaya davet ediyorum. Gelip burada demeliler ki: “Biz Suriye’ye bir askerî müdahale yapmayacağız. Biz Suriye’ye yapılacak bir uluslararası müdahaleye karşı çıkacağız ve içinde olmayacağız. Biz Suriye’ye yapılacak bir askerî müdahaleye Türkiye topraklarını kullandırmayacağız.” Bunu söylemeleri lazım. (MHP sıralarından alkışlar)
Ben inanıyorum ki, bunu, Sayın Hükûmetin bakanları, AKP’ye oy vermiş tüm vatandaşlarımız da böyle beklemektedir ama görünen manzara öyle değil, Batı’da konuşulan bu değil, bu işin Türkiye’ye ihale edildiğini ve Türkiye’nin bir şekilde… Suriye’de de böyle konuşuluyor ve Suriye halkı bugün Türkiye liderlerine ve Türkiye Cumhuriyeti’ne düşmanlık duyuyor. Buna yazık! Böyle bir yanlışı yapma hakkımız yok değerli arkadaşlar.
Ben Sayın Dışişleri Bakanını burada seyrettim, üzüntülerimi ifade ediyorum, sayarım severim kendisini ama buradaki konuşmanın tutanağı yanımda -siz de dinlediniz- sanki ata binmiş, kılıcı kuşanmış sefere gidiyor. Libya’daki 50 bin Müslüman’ın katlinden övünüyor burada. Üzüntü verici bir hadise. Bunu Suriye’de bu millete, bu zilleti bu millete yaşatmamalısınız.
Değerli milletvekilleri, sözlerimin sonunda dostça bir uyarıda da bulunmak istiyorum. Bu üç konuda sözünüz varsa gelin söyleyin ama tekrar ediyorum: Türkiye’yi üretimden çıkarttınız, artık Türkiye üretmiyor. Türkiye’yi tekrar üreten bir ekonomiye geri çeviriniz.
Türkiye’nin birliğini parçaladınız, siz açtınız o yoldan başkaları gidiyor. Bu açılım politikalarından vazgeçiniz. Yıkım koordinatörünün yanlış yönlendirmesiyle Sayın Başbakan inanıyorum ki bugün pişman olduğu bir yola girdi.
Bu açılım politikalarından vazgeçiniz. Bunun ne Kürt soylu vatandaşlarımıza faydası var ne Türkiye’ye faydası var, kimseye faydası yok. Bu küresel projelerin uygulanmaya çalıştığı şu süreçte bu milletin birliğini parçalamanın kime faydası var? Akla ziyan değerli arkadaşlar. Bundan vazgeçin.
Üçüncüsü de bu dış politika yaklaşımından vazgeçin artık küresel güçlerin eş başkanı olmaktan, taşeronu olmaktan. Batı dünyasında “Suriye’yi Türkiye’ye ihale ettik.” gibi bir zilleti taşımaktan vazgeçin. Artık Ankara merkezli bir dış politikayı, millî bir politikayı bu milletin önüne koyun. Bunları yapamıyorsanız, kapalı kapılar arkasında kayıt altına alınamayan görüşmelerde kimlere, ne söz verdiyseniz yani dönülmez akşamın ufkundaysanız size tavsiyemiz milletten aldığınız emaneti iade edin. Bu millet çaresiz değil mutlaka kendi içinden yeni bir iktidar çıkartacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz milletimizin hizmetine her zaman hazırız. (MHP sıralarından alkışlar)
Değerli milletvekilleri, tabii, bir bütçe görüşmelerinde bunları değil geleceği konuşmalıydık. Ben konuşmamın yaklaşık yarısını bitirdim, gerisinde de onu konuşacaktım. İnternet sayfama koyacağım, merak edenler oradan okuyabilir.
Yeni bir yüzyılın ilk çeyreğindeyiz. Türkiye, bölgesinde lider ülke Türkiye olabilir. Milliyetçi Hareket Partisi Sayın Genel Başkanının hazırlattığı 8’inci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda “Lider ülke Türkiye” vizyonu, bugün devlet politikası hâline gelmiştir. Doğruları yaparsak, uluslararası konjonktürün getirdiği fırsatlardan da faydalanarak ülkemizi lider ülke Türkiye yapabiliriz, ama bu kısır döngünün içerisinde, 2002’ye göre kendimizi mukayese ederek bugünü savunmaya kalkan bir zihniyetle veya küresel projelere taşeronluk yapan bir zihniyetle veya özgürlük, demokrasi diye milletin farklılıklarını ayrıştırarak, bu ülkeyi bölmeye zemin hazırlayarak bunu başaramazsanız.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak, biz ısrarla sizi uyarıyoruz, gittiğiniz yol yanlış, bu yanlışın maliyeti çok büyük olacaktır, milletten aldığınız oyu kendinize gerekçe göstermeyiniz. Bunun sonucu denenmez, ölümün denemesi olmaz değerli arkadaşlar. Bu politikalarla koca bir imparatorluk yıkıldı, bugünkü vatanın 10 katı büyüklükte bir vatanı kaybettik.
Dolayısıyla, Milliyetçi Hareket Partisi olarak size millet adına samimi uyarılarımızda bulunuyoruz, ümit ederiz ki faydalanırsınız.
Ben, her şeye rağmen bu bütçenin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını temenni ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay Hakkındaki Gensoru Önergesi üzerine konuşması
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Ama bu duruma Meclis olarak itiraz etmemiz lazım. İç Tüzük’ün gereği bir denetim görevi yerine getiriliyor, denetimin muhatabı olan ilgili bakan salonda yok.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Salonda, burada şimdi.
MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Ama bir özel hassasiyet göstermesi lazım. Şimdi, bu gensorunun görüşüleceği belli, bu saatte görüşüleceği belli ama hangi özel sebepse Sayın Bakan salonda yok. Sayın Başbakan hakkında gensoru veriliyor, Sayın Başbakan salonda yok. Yani siz bu Meclisi, bu İç Tüzük’ü, bu sistemi yok mu sayıyorsunuz? İtibarsızlaştırarak bir başka şey mi ikame etmek istiyorsunuz? Bunu milletimin huzurunda dikkatinize sunuyorum ve sizi milletime şikâyet ediyorum.
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bulunan Bakan da dinlemiyor zaten.
MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Değerli milletvekilleri, tabii böyle bir cümleyle başlamak istemezdim sözüme çünkü biz Sayın Beşir Atalay’ı, burada çok ağır bir suçlama getirerek, bunu ispata çalışarak toplumun gündemine getirmeye çalışıyorduk. Meselenin muhatabı Sayın Hükûmet değil, Hükûmet ama Hükûmetin ilgili Bakanı olarak Sayın Beşir Atalay, Sayın Mehdi Eker değil.
OKTAY VURAL (İzmir) – Tarım Bakanı değil.
MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Tarım Bakanı değil. Gerekiyorsa, onunla da ilgili bir iddiamız olursa… Ama gerçekten biraz önce burada Bakan, demek ki bu işi önemsemiyor. Ama ben burada çok iddia ederek, çok ağır bir itham ortaya koyuyorum. 40 kişi hayatını kaybetmiştir, 40 insan ölmüştür. Diyoruz ki bu 40 insanın ölümünün siyasi sorumlusu Beşir Atalay’dır.
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hukuki sorumlusu da Beşir Atalay, sadece siyasi değil.
MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bu suçlamaya cevap vermesi lazım. Dolayısıyla burada olması lazım.
Değerli milletvekilleri, bakın, gensoruyla ilgili Sayın Bekir Bozdağ’ın bir tanımlaması var, diyor ki: “Anayasa’nın 98 ve 99’uncu maddelerine göre gensoru çok önemli bir denetim aracıdır ve muhalefet hükûmetin bir icraatının yanlışlığını Meclise getirerek bu yanlışlığın muhatabı, sahibi olan bakanın veya başbakanın veya hükûmetin güvensizlik oyuyla düşürülmesini talep eder. Bunun için de iddiasını ispat edecek delili ortaya kor.” Sayın Bekir Bozdağ’ın geçen gensoruda yaptığı tanım budur. Evet, doğrudur. Bir iddia vardır, bu iddianın ispatı iddia edene aittir.
Tekrar ediyorum, iddiamız şudur: Deprem yaşanmıştır. 23 Ekimde Van’da bir deprem yaşanmış, 604 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Bu depremden sonra, on beş gün sonra hasarlı binalar doğru tespit edilemediği için, bu binalarda oturan insanlar tahliye edilemediği için, zamanında tahliye edilemediği için, doğru tespit yapılamadığı için -on beş gün sonra ikinci bir deprem olmuş- iş iyi koordine edilemediği için, bu konuyla görevlendirilen bakan, bu bakanın koordinesindeki tüm görevliler görevlerini doğru yapamadıkları için 40 insanımız hayatını kaybetmiştir. Bunun hesabı sorulmalı değil midir?
Sayın Başbakan diyor ki, ikinci depremin sonuçlarını görünce Sayın Başbakan bir infial olarak, bir üzüntü ifadesi olarak diyor ki: “Bu sonucun idari ve cezai sorumluları kim olursa olsun gerek üniversiteler gerekse AFAD yöneticileri soruşturulacaktır, yargı süreci başlayacaktır.” Gerçekten de yargı süreci başlamıştır ama biz de buradan soruyoruz: Bu sonucun siyasi sorumlusu kim? Bu ülkeyi on yıldır yöneten siyasi iktidar ve Van depremi gibi gerçekten Marmara depremiyle mukayese edildiğinde ölçülemeyecek kadar lokal, küçük bir depremin sonuçlarını yönetemeyecek kadar acze düşen bir hükûmetin siyasi sorumluluğu yok mu? Millet adına soruyorum.
Değerli milletvekilleri, kendi beyanlarını burada tek tek okuyabilirim. “Yapılacak müdahaleye kendi gücümüzü görmek için engel olduk.” diyen bir koordinatör, yıkım koordinatörü bir bakanla karşı karşıyayız. Kendi potansiyelimizi görmek için yardımları kabul etmedik diyerek insanların o enkazın altında ölmesini seyreden bir sayın bakanla muhatabız.
VELİ AĞBABA (Malatya) – Bu bile istifayı gerektirir başka ülkede olsa.
İBRAHİM HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) – Bakan Bey burada Başkanım.
OKTAY VURAL (İzmir) – Artık kıymeti harbiyesi yok.
MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Yani bu konuya gösterdiğiniz hassasiyetin ölçüsü olarak Sayın Bakan, bu işin başlangıcında burada olmayışınızı… Evet.
Değerli milletvekilleri, tekrar ediyorum efendim, 23 Ekimde bir deprem yaşanmıştır. Deprem Allah’tan gelmiştir, bir şey söylemiyoruz ama depremde bu yıkılan binaların sorumlusu bu ülkeyi on yıldır yöneten siyasi iktidardır. On yıldan bu yana Türkiye’de sağlıklı binaların yapılmasını sağlayamayan… “Kentsel dönüşüm” diyorlar. Günaydın. Elinizi tutan mı vardı? Van’da bu kentsel dönüşümü niye yapmadınız? Yapı denetim sistemini 2000 yılında 57’nci Cumhuriyet Hükûmeti hukuklaştırdı, on dokuz ilde uyguladı ama siz 2011’in Ocak ayına kadar bu konuyu sümen altı ettiniz. Sonuçta birçok kamu binası dâhil sağlıksız binalar yapıldı ve deprem gerçeğiyle Türkiye her yıl yüzleşirken bunu siz kendi iktidar döneminizde 6 defa yaşadınız, buna rağmen gereken tedbirleri almadınız, Van’da insanlarımız göz göre göre sizin ihmalinizin sonucu hayatını kaybetti.
İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Düzce depreminin ihmali de size mi ait?
MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Onu anlatacağım şimdi size, onu size anlatacağım şimdi.
Değerli milletvekilleri, birinci depremi yaşadınız ama ikinci deprem on beş gün sonra… İkinci depremde çok net, kendi ifadeleriyle -burada okuyabilirim- diyebiliyor ki Hükûmet yöneticileri: “Artık burada bir deprem olmaz. Binalar sağlam, herkes evinde otursun.” Sizin bu sözünüze inanan o insanlar çaresiz gidip o çürük evlerde, o hasarlı evlerde oturdular ve sonuçta on beş gün sonra daha küçük şiddetteki bir depremde 40 insanımız hayatını kaybetti. Buna “ihmal” denmez, buna “cinayet” denir ve bu cinayetin adli, cezai sorumluları olduğu kadar siyasi sorumluları da vardır.
Değerli Milletvekilim, değerli milletvekilleri; ülkemiz 1999’da gerçekten “asrın depremi” denen, üç yüz yetmiş altı bin binanın yıkıldığı, yaklaşık 20 bine yakın insanımızın hayatını kaybettiği, yedi vilayeti kapsayan devasa bir deprem yaşadı. Sayın Bakan burada oturuyor, Türk milleti adına onlara şükranlarımı sunuyorum; sabahın beşinde Düzce’deydi. Eğer hakkı teslim edecekseniz buna teşekkür etmeniz lazım. Saat üçte deprem olmuş, sayın bakanlar saat beşte Düzce’deydi, iki saat sonra Bolu’da. Sonra Sakarya’ya ulaştıklarında İçişleri Bakanı da oradaydı. Başbakan Yardımcısıyla birlikte biz de öğleden önce Sakarya’daydık. O depremin büyüklüğüyle Van depreminin büyüklüğü mukayese kabul etmez.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Mukayese bile edilmez.
MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bizim iddiamız şudur, söz sınırlı…
İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sizin valiniz insanları evine soktu, çadırları topladı.
MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Efendim, bakın, Düzce depremi Marmara depreminden üç ay sonra oldu. Şimdi, bakın, burada, önerge üzerinde MHP Grubu adına konuşacak arkadaşımız, Marmara depremi ve Düzce depreminden sonraki sonuçları basının nasıl algıladığını size kupürleriyle göstereceğiz. Yetmiş beş gün içerisinde kırk dört bin geçici konutu tüm altyapı ve sosyal donatılarıyla kurup insanımızın hizmetine sunan, o depremin yöneticisi 57’nci Cumhuriyet Hükûmetidir. Biz bunu devletimizin başarısı olarak sunuyoruz, bundan bir övünç çıkartmıyoruz.
Benim ısrarla söylediğim şey şu: 40 insanımız ölmüştür. Burada bir koordinesizlik vardır, bir beceriksizlik vardır. Sayın Başbakanın ifadesiyle… “Başarısız olduk.” diyor. Bunu reddedemezsiniz. Bunun cezai sorumluları olduğu kadar siyasi sorumluları vardır. Siyasi sorumlusu Beşir Atalay’dır. Mutlaka burada cezalandırılması, gelip milletten özür dilemesi, istifa etmesi gerekir.
Bunun için bu önergeyi verdik.
Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)
Servis araçlarının plaka tahdidi sorunu
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın İdris Naim ŞAHİN tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını müsaadelerinizi arz ederim.
Mehmet ŞANDIR
MHP Mersin Milletvekili
Ticari plakaların verilmesinde uyulacak usul ve esaslar hakkında kararın yürürlüğe konulması Bakanlar Kurulunca 2 Nisan 1986 tarihli 10553 sayılı kararı ile gerçekleştirilmiştir. Daha sonra 1994/6240 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile bu karara “umum servis” araçları da dâhil edilmiştir.
10 Temmuz 2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile İl Trafik Komisyonlarının yetkileri Büyükşehir Belediyelerinin görev ve yetki alanına girmiştir.
Kanun kapsamına giren illerdeki belediyelerin kanunların verdiği yetki ile plaka tahdidini hayata geçirdiği bilinmektedir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile ilgili olarak ise yapılan tüm yazılı başvurulara rağmen bu konuda bir sonuç alınamadığı bildirilmektedir.
- Plaka tahdidinin servis araçlarına uygulanması kanun gereği iken İstanbul ilinde neden yapılmamaktadır?
- İstanbul ilinde servis taşımacılığı yapan 38 bin esnafın mağduriyetinin giderilmesi için İstanbul Büyükşehir Belediyesince gereken düzenlemenin yapılması konusunda bir talimatınız olacak mıdır?
Öcalan’ın örgütüne mesaj vermesi neden önlenmedi
BASIN DUYURUSU
MHP’li Şandır, Öcalan’ın İmralı’dan Kandil’e mesajlarını sordu
Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, son günlerde, İmralı’da cezasını çekmekte olan Abdullah Öcalan’ın, Kandil’deki teröristlere talimatlarını ulaştırdığı gerekçesiyle tutuklanan avukatların, Öcalan’la yaptıkları görüşmelerin kayıt altına alınıp alınmadığı konusunda yazılı soru önergesi verdi.
Adalet Bakanı Sadullah ERGİN’in cevaplaması istemiyle TBMM Başkanlığına sunulan soru önergesinde şu soruların cevapları istendi:
- Avukatların Abdullah Öcalan’la görüşmeleri kayıt altına alınmıyor mu?
- Bu görüşmelerde Öcalan’nın örgütüne mesaj vermesi neden önlenmedi?
- Hükümet ile terör örgütü arasında kuryelik yapmak suçlaması altındaki avukatlar bu suçu hangi tarihten bu yana işlemektedir?
- Bu güne kadar bu konuda görevliler hakkında başlatılan bir soruşturma var mıdır?
- Bir suçun işlenmesine göz yummak suç ise bunun bir siyasi sorumluluğu yok mudur?
- Bu konuda kamuoyuna bir açıklama yapmayı düşünüyor musunuz?
Soru Önergesi Metni:
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
Aşağıdaki sorularımın Adalet Bakanı Sayın Sadullah ERGİN tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını müsaadelerinizi arz ederim.
Mehmet ŞANDIR
MHP Mersin Milletvekili
Bazı avukatların, İmralı’da cezasını çeken Abdullah Öcalan’ın PKK terör örgütüne ve Kandil Dağındaki yöneticilerine verdiği talimatları taşıdıkları iddiası ile tutuklandıkları haberleri muhtelif gazetelerde ve internet medyasında yer aldı.
Bu iddia doğru ise:
- Avukatların Abdullah Öcalan’la görüşmeleri kayıt altına alınmıyor mu?
- Bu görüşmelerde Öcalan’nın örgütüne mesaj vermesi neden önlenmedi?
- Hükümet ile terör örgütü arasında kuryelik yapmak suçlaması altındaki avukatlar bu suçu hangi tarihten bu yana işlemektedir?
- Bu güne kadar bu konuda görevliler hakkında başlatılan bir soruşturma var mıdır?
- Bir suçun işlenmesine göz yummak suç ise bunun bir siyasi sorumluluğu yok mudur?
- Bu konuda kamuoyuna bir açıklama yapmayı düşünüyor musunuz?
Bakan Eker’in ette uygulanan KDV oranındaki çelişkili açıklamaları soru önergesi oldu
Basın Duyurusu
Bakan Eker’in ette uygulanan KDV oranındaki çelişkili açıklamaları soru önergesi oldu
Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in toptan et tesliminde KDV oranının % 1’e indirilmesi ilgili açıklamaları üzerine yazılı soru önergesi verdi.
Şandır soru önergesinde, Bakan Eker’in, “2007 yılında çok sayıda gıda maddesinde indirim yapıldığı, şimdi bu safhada ete sıra geldiği, KDV indirimindeki amacın bu sektör üzerindeki vergi yükünün azaltılması ve indirimin kayıt dışılığın önlenmesi açısından önemli olduğu, KDV indiriminin devlet açısından daha fazla gelir getirmesi beklentisini taşıdığı, tüketicinin daha az vergi ödeyeceği” konularındaki sözlerine yer verdi.
2007 Yılında Toptan Et Fiyatlarındaki KDV oranı zaten % 1 idi
Şandır bir sorusunda “2007 yılında toptan et teslimlerinde uygulanan KDV oranı % 1’di, İndirim yapıldı dediğiniz dönemde 30 Aralık 2007 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 2007/13033 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile büyük ve küçükbaş hayvan etlerinin toptan tesliminde % 1 oranında KDV uygulanmakta iken bu oranın % 8’ çıkarılması kararlaştırılmıştır.
Kısacası işaret ettiğiniz dönemde toptan etin tesliminde uygulanan KDV oranında bir düşme değil artış söz konusudur. Şimdi ise toptan etin tesliminde 2007 yılındaki uygulamaya dönüş yaparak KDV oranını tekrar % 1’e çekiyorsunuz.” diyerek “Bu uygulamadan 4 yıl sonra vazgeçmenizin sebebi nedir?” diye sordu.
Bakan Eker’in çelişkili beyanlarına dikkat çekildi
Bu çelişki bir soruya şu şekilde yansıdı: “Bir yandan sektör üzerindeki vergi yükünü hafifletmekten bahsederken, diğer yandan devlet açısından daha fazla gelir getirmesi beklentisi bir çelişki değil midir? Bir malda devletin tahsil ettiği KDV oranı % 8’den, % 1’e düşmekle vergi geliri nasıl artabilir? Eğer bu görüşte ısrarlı iseniz, o dönemde % 1 ile daha fazla vergi tahsilinden neden vazgeçtiniz?”
Diğer bir soruda da, “Perakende et satışında KDV oranı yine % 8’de kalacağına göre, toptan et fiyatlarındaki % 7’lik bir azalış tüketicinin ödeyeceği vergiye ne kadar yansıyacaktır? Dolayısıyla tüketici et fiyatlarında yüzde kaç indirim olacaktır?” diyerek beyanlardaki başka bir çelişkiye dikkat çekti.
Verginin tüketiciye yansıması için perakende teslimlerde KDV indirimi yapacak mısınız?
Şandır son olarak perakende satışlarda da KDV indirimi ile ilgili bir çalışma yapılıp yapılmayacağını sordu:
“İnsanlarımızın vergi sebebiyle daha yüksek bir fiyata ürün almamaları gerektiğine bizler de canı gönülden inanmaktayız. Et fiyatında tüketiciye de yansıyan bir fiyat indiriminin ancak ve ancak perakende et fiyat satışındaki KDV oranının düşüşü ile gerçekleşeceğine inanmaktayız. Bu meyanda başta et olmak üzere, vatandaşın tüketmek zorunda kaldığı temel gıda maddelerinin perakende teslimlerindeki KDV oranlarını düşürme konusunda da Maliye Bakanlığı ile bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz?”
Soru Önergesi Metni:
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
Aşağıdaki sorularımın Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Mehmet Mehdi EKER tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını müsaadelerinizi arz ederim.
Mehmet ŞANDIR
MHP Mersin Milletvekili
Toptan et satışlarında uygulanan KDV oranının % 8’den % 1’e düşmesiyle ilgili beyanlarınız yazılı ve görsel medyada yer almıştır.
Basına yansıyan sözlerinizin özet hali şu şekildedir:
- 2007 yılında çok sayıda gıda maddesinde bir indirim yapılmıştır. Bir kısmının oranı yüzde 18 iken yüzde 8’e, bazıları yüzde 8’den yüzde 1’e indirilmiştir. Şimdi bu safhada etle başlandı.
- Birinci amaç, bu sektör üzerindeki vergi yükünün azalmasıdır.
- Toptan ette KDV’nin yüzde 8’den yüzde 1’e düşürülmesi kayıt dışılığın önlenmesi açısından çok önemli bir adımdır.
- KDV indirimi devlet açısından daha fazla gelir getirmesi beklentisini taşır.
- Et fiyatlarında bu bir miktar düşüşe yol açar. Sonuçta artık tüketici de üretici de bu işi işleyen bir manada et sanayicisi de sonuçta daha az vergi ödeyecek, daha az vergi ödeyeceğinden dolayı bunun tüketici fiyatlarına, perakende fiyatlarına mutlaka bir olumlu etkisi olacaktır.
- İnsanlar vergi sebebiyle daha yüksek bir fiyatla ürün almamalıdırlar.
- 2007 yılında toptan et teslimlerinde uygulanan KDV oranı % 1’di, İndirim yapıldı dediğiniz dönemde 30 Aralık 2007 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 2007/13033 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile büyük ve küçükbaş hayvan etlerinin toptan tesliminde % 1 oranında KDV uygulanmakta iken bu oranın % 8’ çıkarılması kararlaştırılmıştır.
Kısacası işaret ettiğiniz dönemde toptan etin tesliminde uygulanan KDV oranında bir düşme değil artış söz konusudur. Şimdi ise toptan etin tesliminde 2007 yılındaki uygulamaya dönüş yaparak KDV oranını tekrar % 1’e çekiyorsunuz.
Bu uygulamadan 4 yıl sonra vazgeçmenizin sebebi nedir?
- KDV oranlarının düşmesi kayıt dışılığını önleme açısından önemli ise, 2007 yılında hangi saikle zaten % 1 olan KDV oranını % 8’e yükselttiniz?
- Bir yandan sektör üzerindeki vergi yükünü hafifletmekten bahsederken, diğer yandan devlet açısından daha fazla gelir getirmesi beklentisi bir çelişki değil midir? Bir malda devletin tahsil ettiği KDV oranı % 8’den, % 1’e düşmekle vergi geliri nasıl artabilir? Eğer bu görüşte ısrarlı iseniz, o dönemde % 1 ile daha fazla vergi tahsilinden neden vazgeçtiniz?
- Perakende et satışında KDV oranı yine % 8’de kalacağına göre, toptan et fiyatlarındaki % 7’lik bir azalış tüketicinin ödeyeceği vergiye ne kadar yansıyacaktır? Dolayısıyla tüketici et fiyatlarında yüzde kaç indirim olacaktır?
- İnsanlarımızın vergi sebebiyle daha yüksek bir fiyata ürün almamaları gerektiğine bizler de canı gönülden inanmaktayız. Et fiyatında tüketiciye de yansıyan bir fiyat indiriminin ancak ve ancak perakende et fiyat satışındaki KDV oranının düşüşü ile gerçekleşeceğine inanmaktayız. Bu meyanda başta et olmak üzere, vatandaşın tüketmek zorunda kaldığı temel gıda maddelerinin perakende teslimlerindeki KDV oranlarını düşürme konusunda da Maliye Bakanlığı ile bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz?
Belediyelere yapılan yardımlar
BASIN DUYURUSU
Belediyelere yapılan yardımlar TBMM gündeminde
Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından belediyelere yapılan yardımlarla ilgili olarak Erdoğan Bayraktar tarafından cevaplanması istemiyle TBMM Başkanlığına yazılı soru önergesi verdi.
Yardımların dağıtılmasında siyasi takdir hakkının kullanılıp kullanılmadığını soran Şandır, ” şu soruların cevabını istemiştir.
- Bakanlığınız tarafından belediyelere hangi adlarla nakdi ve ayni yardım yapılmaktadır?
- Bu yardımları alabilmek için belediyelerin talepte bulunmaları gerekmekte midir?
- Yardımların belirlenmesinde ve dağıtılmasında hangi kurallar uygulanmaktadır?
- 2011 yılı (Ekim ayı sonu itibariyle) içinde hangi belediyelere hangi adla ne kadar yardım yapılmıştır?
- Mersin ilindeki belediyelere yapılan yardımların dökümü nedir?
- Yardımların dağıtılmasında siyasi takdir hakkı kullanılmakta mıdır?
Soru Önergesi Metni
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
Aşağıdaki sorularımın Çevre ve Şehircilik Bakanı Sayın Erdoğan BAYRAKTAR tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını müsaadelerinizi arz ederim.
Mehmet ŞANDIR
MHP Mersin Milletvekili
- Bakanlığınız tarafından belediyelere hangi adlarla nakdi ve ayni yardım yapılmaktadır?
- Bu yardımları alabilmek için belediyelerin talepte bulunmaları gerekmekte midir?
- Yardımların belirlenmesinde ve dağıtılmasında hangi kurallar uygulanmaktadır?
- 2011 yılı (Ekim ayı sonu itibariyle) içinde hangi belediyelere hangi adla ne kadar yardım yapılmıştır?
- Mersin ilindeki belediyelere yapılan yardımların dökümü nedir?
- Yardımların dağıtılmasında siyasi takdir hakkı kullanılmakta mıdır?
Van depreminde yıkılan oteller
BASIN DUYURUSU
9 Kasım 2011 tarihinde meydana gelen Van depreminde yıkılan otellerle ilgili olarak TBMM Başkanlığına soru önergesi verildi
Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, 9 Kasım 2011 tarihinde Van’da meydana gelen depremde iki otelin yıkılmasıyla ilgili olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından cevaplanması istemiyle TBMM Başkanlığına yazılı soru önergesi verdi.
Soru önergesinde “Ülkemiz deprem kuşağında yer almasına ve belli aralıklarla deprem gerçeği ile karşı karşıya kalmasına rağmen, yaşananlardan bir ders alınmadığı anlaşılmaktadır. Son yaşanan depremde oluşan can ve mal kaybında bir ihmalin olduğu açıkça görülmektedir” diyen Şandır su soruların cevabını istemiştir.
- 23 Ekim 2011 tarihinde yaşanan deprem sonrasında Van ve Erciş’teki konaklama tesislerinde hasar tespit çalışması yapılmış mıdır?
- Konaklama tesisi olup da hasar tespiti yapılmayan tesis var mıdır?
- 9 Kasım 2011 tarihinde yaşanan ve can kaybına sebep olan oteller için hasar tespiti yapılmış mıdır? Yapıldı ise oturulabilir raporu verilmiş midir?
Soru Önergesi Metni:
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
Aşağıdaki sorularımın Başbakan Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını müsaadelerinizi arz ederim.
Mehmet ŞANDIR
MHP Mersin Milletvekili
23 Ekim 2011 Pazar günü Van ili ve çevresinde meydana gelen 7,2 büyüklüğündeki depremden sonra 9 Kasım 2011 Çarşamba günü yaşanan 5,6 büyüklüğündeki depremde yine can ve mal kaybı meydana gelmiştir.
Ülkemiz deprem kuşağında yer almasına ve belli aralıklarla deprem gerçeği ile karşı karşıya kalmasına rağmen, yaşananlardan bir ders alınmadığı anlaşılmaktadır. Son yaşanan depremde oluşan can ve mal kaybında bir ihmalin olduğu açıkça görülmektedir.
Şöyle ki;
- 23 Ekim 2011 tarihinde yaşanan yıkıcı depremin ardından bina hasar tespitinin yapılması gerekirdi.
- Bina hasar tespitine göre oturulabilecek durumda olmayan binalar tespit edilerek, buraların depreme karşı güçlendirmesi yapıldıktan sonra oturulabilir raporu verilmeliydi.
- Şu ana kadar açıklanan 17 can kaybının, 13’ünün iki otelin enkazından çıkması ortada bir ihmalin olduğunu güçlendirmektedir.
- 23 Ekim 2011 tarihinde yaşanan deprem sonrasında Van ve Erciş’teki konaklama tesislerinde hasar tespit çalışması yapılmış mıdır?
- Konaklama tesisi olup da hasar tespiti yapılmayan tesis var mıdır?
- 9 Kasım 2011 tarihinde yaşanan ve can kaybına sebep olan oteller için hasar tespiti yapılmış mıdır? Yapıldı ise oturulabilir raporu verilmiş midir?


